Zihinsel Engellilerin Sahada Hak Araması İçin İzlenecek Yollar
  ANASAYFA 
ENGELLİ BAKANLIĞININ KURULMASI İÇİN GEREKÇELER 
DİLEKÇE ÖRNEKLERİ  
HAK ARAMA  
DİLEKÇE HAKKININ KULLANILMASINA DAİR KANUN  
DİNİ YÖNDEN YASAK OLAN EVLİLİKLER  
1.KISIM
ENGELLİ BAKANLIĞININ KURULMASI VE BİRİNCİ DERECE AKRABA EVLİLİKLERİNİN YASAKLANMASI İÇİN GEREKÇELE VE DİLEKÇE ÖRNEKLERİ, BİREYLERTDE HAK ARAMAR
ENGELLİ BAKANLIĞININ KURULMASI İÇİN GEREKÇELER

Engelli Bakanlığının kurulması için yukarıda gördüğünüz İstanbul / İzmir/ Çanakkale / Balıkesir / Bursa / Kocaeli / Muğla / Almanya ağırlıklı 5 ay 26 günde 8525 adet ıslak imza bire bir konuşulup konu hakkında bireyler bilgilendirilerek toplanmış olup 3Aralık 2013 Tarihinde Engelliler gününde Başbakanlığa tarafımca elden verilmiştir Başbakanlığa Verilen konu hakkında ki dilekçe örneğinin kısa bir bölümü - mütalaa ve sizlerin e mail yoluyla Başbakanlığa göndereceğiniz dilekçe örnekleri aşağıdadır.
 
03 / 01 / 2013
TC.
BAŞBAKANLIĞINA

Türkiye deki engelli bireyleri ve engelli bireylerin ailelerini doğrudan ilgilendiren ailelerin sayısına bakıldığında Türkiye' nin yarısı kadar büyük bir kitle ortaya çıkmaktadır. İnsanlarımızın gerek eğitimde gerekse sahada engelli bireye ve dolayısıyla engelli ailelerine kısmi de olsa negatif bakış açısı kişilerin kafa yapısında ki olumsuzlukları kırmanın temel noktadaki yolu da yine eğitimden geçmektedir.

Her ne kadar engellilerin konumuna göre ihtiyaçları başta aileden sorumlu devlet bakanlığımız, engellileri ilgilendiren bakanlıklarımız ve bakanlığımızın protokol imzaladığı yerel yönetimler işbirliği çerçevesin de yerel yönetim kuruluşlarında karşılansa dahi engellileri ilgilendiren bakanlıklar arasındaki koordinasyon ( iletişim ) eksikliği sahada uygulama ve denetim açısından yeterli olmadığı her haliyle gözükmektedir.

Anayasal hak olan engellilerin kazanımlarında ilerleme kaydedilmiş ise dahi bu sadece yasa ve yönetmelikler çerçevesinde dar alanda hapsedilmekte ve sahada ki uygulamalar da başta Eğitim Öğretim olmak kaydıyla her alanı da büyük aksaklıklar yaşandığı bilinmekle beraber konunun uygulama ve bireylerin hak aramadaki içeriliği de konu hakkında bilgi eksikliğinden dolayı büyük kitleler tarafından bilinmektedir.

TC Başbakanlık özürlüler İdaresi Başkanlığı Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığına bağlı olarak iyi niyetle çalışıyor ise de gerek bakanlığın gerekse Özürlüler idaresi başkanlığının uygulamada yasalardan kaynaklanan yaptırım gücünün elinde olmaması engellilerden sorumlu devlet bakanlığının İcra makamı durumumda olmaması gözükmektedir. Hal böyle olunca da zaten hepimizce malum olan devletimizin yetersiz işleyen çarkı arasında haliyle engellilerle ilgili uygulamaların geciktiği hepimizce malumdur.

Her insanda 23 çift kromozom vardır.Her bir çift kromozom'un bir tanesi anneden diğeri babadandır.Kromozomlar kalıtımımızla ilgili olan DNA'yı içerir DNA'nın fonksiyonel ürün kotlayan bölümlere ise gen denir.

Akraba evlilikleri aynı soydan geldikleri için anne ve babanın aynı genin bozuk kopyasını taşıma,yani hastalığın taşıyıcı olama olasılığının çok yüksek olmasından dolayı çocuklarda hastalıkların oluşma şansı yüksektir. Bunların çocukta görülmesi için anne ve babanın her ikisinin de en az bir zararlı çekinik gene sahip olması gerekir. Akrabayla evlenme kalıtımla geçen hastalıkların bulunduğu ailelerde bu yönden sakıncalı olduğu belirtilmektedir. Proteyin kotlayan DNA bölgedeki bozukluklar ailelerde görülen kalıtımsal hastalıkların % 90 ını açıklamaktadır. Akraba evliliklerinden doğan zeka özürlü çocukların beyinlerinde yapılan araştırmalarda WDR 62 geninin her iki kopyasının da bozuk olması lazımdır. Bu şu demektir bu hastalık salt akraba yani çocukların hepsinin anne babası akraba büyük kısmı 1 DERECE AKRABA EVLİLİĞİ yani hala,amca, dayı oğlu ( kuzen evlilikleridir ) İşin bilimsel tarafı : Akraba evliliklerinden doğan çocuklarda sözü edilen sıhhi mahzurlar olacak diye bir durumun mevcut olmamasının yanında çocukta görülebilecek sakatlık ve zeka geriliği gibi benzeri durumlar,yabancı kadına nispeten akraba evliliklerinde yüzdelik olarak belli bir ölçüde daha yüksek ve riskli olduğu dünyaca bilinmekte ve tedbir alınmaktadır.

DİNİ YÖNDEN: Engelli bireylere ve dolayısıyla engelli ailelerine hurafe söylemlerin neticesinde dini yönden kişilerin bilgi eksikliğinden kaynaklanan zihninde oluşan bakış açısını düzeltilmesi bu şekilde düşüncelerin yanlış olduğunu Hocalarımızın vaaz yoluyla tebliği etmesi gerekmektedir.

Konuya uhrevi boyuttan bakarsak; Biz gerçekten insanı en güzel biçimde yarattık ( Tin.4 ) Allah size şekil verdi ve şeklinizi en güzel yaptı ( Teğâbün.3 ) Sonra insanı şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme,görme ve idrak organları yarattı ( Secde.9 ) Muhakkak biz insanı mükkerrem ( şerefli ) kıldık. (İsra 70 ) anlamındaki ayetler Allahın insanları en güzel ve en mükemmel biçimde yarattığını ifade etmektedir.Yeryüzün de yaratılan canlılar arasında insan olarak vasıflandırdığımız bu varlık,diğer canlılardan daha üstün meziyetlerle donatılmış,halife kılınmış,hatta meleklerden de üstün tutulmuş yaratıkların en değerli,en üstün ve seçkin varlık kuşkusuz insandır.

Kur'ân-ı kerim'de bu gerçek şöyle anlatılmaktadır. Muhakkak ki,biz insanı en güzel şekilde yarattık, sonra onu aşağıların en aşağısına indirdik,yalnız inanıp hayırlı işler yapanlar bundan müstesnadır.Onlara kesinlikle mükafat vardır. İnsan bu dünyadaki diğer canlılardan farklı olarak irade,akıl,bilgi gibi imkanlara sahiptir. Bu meziyetler insanı diğer canlılardan ayıran alâmeti - fârikadır. İnsanın bu üstünlüğü onun manevi ve rûh'i yapısıyla ilgilidir. İnsanların yaratılışı açısından sağlıklı veya engelli oluşuşları önemli değildir. çünkü her insan saygındır. İnsanı Allah indinde kıymetsiz kılan unsur,onun manevi değerlerden yoksun olmasıdır.

Geçmişte Hıristiyan dünyasında engellilere karşı kötü muamele yapılarak zihinsel özürlü çeşitli işkencelere tabi tutularak hastanelerin dehlizlerinde zincire bağlanarak eziyet ederken onunda ötesinde Öjeni İnsan ırkının aynen bir hayvan türü gibi islah edilmesini öngören ırka zararlı olarak kabul ettikleri tüm sakat ve kalıtsal hastalık sahibi insanları yok etme düşüncesi Darvinin teorisi ile doğmuştur. Darvinin yeğeni Franeiş Gariton amcasının bu sapkın iddealarını bir adım öteye götürerek Öjeni teorisini formile etmiş. Tüm ırkçı guruplar için arkasında İngiltere kendi ırkının diğer ırklardan üstün görüyordu bu düşünce önce 1933 ten itibaren 400 binden fazla engelli insan kısırlaştırılmıştır.T-4 Pragramı çerçevesinde Almanyanın farklı bölümlerinde 30 tane Ötenazi bölümü burada binlerce çocuk doğumdan hemen sonra katledildi. Daha sonra 1942 tarihlne kadar Darvin'in teorisi istikametinde Avrupanın Almanyasında zihinsel engelli ve engeli yüksek olanların kendilerine ve topluma yarar sağlamadıkları ve üstün ırk yaratmak düşüncesiyle Hitlerin emri ille ikiyüzyetmişbeş bin in üzerinde engelli çoluk çocuk demeden duş odalarına sokulan insanlara Karbon monoksit gazı verilerek zehirlenerek katledilirken İslam dünyasının pek çok bölgesinde Bimarhanelerde hasta olarak kabul edilip o zamanın şartlarına göre tıbbi metotlarla tedavi edilmekteydi. İlk İslam bimarhanesi 31 mart 627 tarihinde Hendek savaşı sırasında seyar savaş hastanesi ollarak kurulmuştur. İlk tam teşşekküllü hastahane 707 yılında Emmevi halifesi Velid bin Abdül melik tarafından yapılmıştır. Hekimler tayin edilmiş ve maaş bağlanmıştır. İslam ülkelerinde ilk defa akıl ve beden hastalıklarının tedavisine özgü hastahaneler bu dönemde başlamıştır. 840 - 1212 Bimerhaneler İlk Türk Devleti Karahanlılarda başlamış olup - Selçuklular - Osmanlılar ve günümüze kadar gelmiştir.

Ülkemizin batı kesimlerinde yaşayan insanlarımızın tamamına yakını örf adet gelenek göreneklerine göre Amca.hala,dayı,teyze, çocukları Amca baba - teyze anne yarısıdır. desturundan hareketle bu çocukların bir yönde kardeş oldukları ön görüsüyle akraba evlliklerine müsade etmedikleride bilinmektedir. Kimseyide zan altında bırakmamak şartıyla fikir beyan etmekle beraber verilerden hareketle mevcut tabloyu değerlendirdiğimizde ülkemizin dini ve sosyolojik durumunu göz önüne de alarak rizki ve bu sebepten doğan ailelerini sıkıntıları azaltmak açısından BİRİNCİ DERECEDE AKRABA EVLİLİĞİ Kuzen evliliklerinin dini vecibelerimizi de inkar etmemek kaydı ile din görevlilerimizin de görüşü alınarak bir çözüme kavuşturulması bunun yanında hamile olan bireylerin hamilelik durumu zuhur etiği dönemden itibaren bebeğin anne sütünden kesilinceye kadar içki ve sigaranın da önlem alınarak kanunen yasaklanmasının ülkemizin sağlıklı dinamik bir nesil yetiştirilmesi açıdan önem arz etmesi ilmi veriler içindedir.

Akraba evliliklerinde sağlıklı nesil olduğu gibi,sağlıksız nesil olduğu da kesindir. İslam tarihine baktığımızda akraba evliliği yapan alimler ve maneviyat büyükleri görülmekle beraber hiçbir zamanda akraba ile evlenin diye bir tavsiyede bulunmamışlardır. İmam-i Gazali sünnet ölçüleri içinde pek yakınınız olan kadınla evlenmeyin; çünkü çocuk zayıf çelimsiz olur Zayıfladınız, nesliniz güçlenmesi için akraba olmayan yabancı kadınlarla evlenin diye buyurduğuda bilinmektedir.

GELECEK OLAN NESİLLERİN DAHA İYİ DURUMDA OLABİLMESİ İÇİN ALINACAK TEDBİRLERE GELİNCE : Hiçbir anne, baba dünyaya getirdiği çocuğunun ömür boyu taşıyıcı bir engel ile birlikte yaşamasını arzu etmez. Bilgi eksikliği, bir takım ihmaller töre ve aile baskısı ile akraba evliliklerinden doğan sebebiyet engellilik olma durumunu ortaya çıkarmaktadır. Bireylerin genetik hastalıklar konusundaki bilgisinin artması bu tür evlilik oranlarının düşmesinde muhakkak ki faydası olacaktır. Temel noktada ülkemizin ileriye dönük nüfus planlamasında genç nüfusun çoğunlukta olması için hayat standartlarının daha yukarıya çekilmek kaydıyla çok çocuk sahibi olunması tavsiyesi isabetli ise de esas olan sağlıksız genç nüfus değil, sağlıklı ,dinamik ve nitelikli nüfus elzemdir.

Engellilik hakkında günümüzde konuyu irdelediğimizde konu hakkındaki bilgiler okul kitaplarında kısmi olarak genellemede de internet sayfalarında görülmektedir. Elimizde olmayan na sebebiyetlerden doğan engellik haricinde (Engelliliğin bir kısmı ilmen hala bilinmemektedir. İŞTE BU KADERDİR.) Gerisi kişilerin aklını kulanmayarak ömrünün sonuna kadar içine düşeceği meşakkatli bir hayatın başlangıcıdır. İnsan oğlu yanlız doğar yanlız ölür karar senindir.

Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığının Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü ile müşterek 2002 'nin Aralık ayında yapmış olduğu araştırma sonuçlarına göre engelli olan nüfusun toplam nüfuz içindeki % 12,29 dur O günkü nüfuzumuza göre ülkemizde 8431,937 kişi engeli olarak her 9 kişiden biri kısıtlayıcı engelliliğe sahip olarak yaşamını sürdürmekte olup % 12,29 özürlü oranının % 7,092'si erkek % 5,022'si kadı olarak ifade edilmektedir.

Bu gün Türkiye genelinde nüfuzumuzun 75 milyonu geçtiği ülkemizde sayılırı 9.832, milyonun üzerinde resmi engelli insan bulunmaktadır. Resmi verilere baktığımızda 2002 senesinden günümüze kadar engellilik sayısında 1 400 00 artış göstererek günümüzdeki toplam nüfuzumuzun oranına göre her 8 kişi de bir kişi engelli durumuna düşmüştür. Gayri resmi rakam ise 12 milyonun üzerinde olduğu dile getirilmektedir. Engelliler Bedensel , Görme, İşitme, Zihinsel engeliler, Dow' n Sendromu, Otizm, Asperger Sendromu başlıkları altında ifade edilmektedir.

Özürlü gurubunun da; % 22 zihinsel gurup teşkil etmektedir. % 22 gurubun takribi % 70 ini kaynaştırma öğrencisi olan gurubun olduğu ifade edilmektedir. Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 2.06.1998 tarih ve B.08.ÖRG.0.20.03.04.1711 sayılı teklif yazısı üzerine Kurulda görüşülerek uygun bulunarak 21.04.1999 tarih ve 13 sayılı karar ile Kaynaştırma çalışmaları Orta Öğretim haricinde Yüksek öğretimde de Madde: 29 Dönemin Milli Eğitim Bakanı Sayın Metin BOSTANCI'nın imzası ile okullarımıza tebliği edilmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı Bakanlığımızca Özel Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğümüzün talimatı doğrultusunda İlk öğretimde ve Liselerde kaynaştırma ve zihinsel engelliler için destek eğitim odaları özel eğitim sınıfı açılması yasal olarak mümkün olmasına rağmen bazı ilgili idarecilerin ihmalinden ve yetersiz denetimden kaynaklanan sebebiyetten dolayı sekteye uğradığı bilinmektedir. Ö.E.H. Yönetmeliğimizde bu konumdaki evlatlarımıza imkan tanıdığı halde. Velilerin çocuklarının eğitimini İlköğretimden itibaren sıkı takibe alması ve hukukunu araması muhakkak ki çocuklarının ve kendilerinin lehlerinde faydalı olacaktır. Bu konuda da sahada yeterli personel ve nitelikli denetimin olmadığı bilinmekle beraber velilerinde özel eğitim hakkında yeterli bilgisi olmadığından sıkıntılar katlanarak artmaktadır.

ZİHİNSEL İŞLEYİŞLER diğerlerince doğrudan doğruya gözlemleyecek kişiye özel düşünce, duygu ve güdüleri kapsar. Kişiliğin etkileşimli bir yaklaşımına bakacak olursak farklı durumlar karşısında yansıttığımız düşünce, his motivasyon ve davranışların bütününde genler kişiliği belirlediği gibi çevrede kişiliği belirler. Bu iki özelliği dengede tutmaya çalışsak ise de günlük hayat içeresin de mutlaka birine daha yönelimli oluruz. - Davranış ise de kişinin dışarıdaki diğer insanlarca da doğrudan doğruya gözetlenebilecek tüm eylemleri Yürümesi, koşması, konuşması, yüz ifadeleridir. Çeşitsel olarak hafif ve ağır ( Eğitebilir Öğretebilir ) dışarıdan destek eğitimi gören bireylerin - yalıtılmış bir atmosferde derslerindeki akademik başarı grafiği nispi olarak ne kadar pozitif olabilir? Onun için diyoruz ki İlk öğretimde ve Orta öğretimde ( Liselerde ) kaynaştırma ve zihinsel engelliler için destek eğitim odaları çok önemlidir.

ÖZEL EĞİTİM SINIFLARI MI YOKSA ÖZEL EĞİTİM OKULLARI MI
Engelli türlerine göre hangi tür engelli gurubuna giren eğitim öğretim çağındaki öğrencilerin hangi eğitim önlemi alacağı ile ilgili düzenlemeler M.E.B Özel eğitim hizmetleri Yönetmeliğinde açıkça belirtilmiştir. Bu önlemlerden en yoğun olanı kaynaştırma, özel eğitim sınıfları ve özel eğitim uygulamaları olarak öne çıkmaktadır. Bazı engel türlerinde her 3 önlemden birisi uygulanacağı gibi , bazılarında ise ya özel eğitim sınıfı ya da özel eğitim okullarından birini tercih etme zorunluluğu bulunmaktadır. Ülkemizde ve dünyada en ideal eğitim önemli kaynaştırma olmasına rağmen özellikle ülkemizde bu uygulamalarda zorunluluklar yaşanmaktadır. Engel türleri olarak özellikle zihinsel ve otizm tanısı bulunanlarda bu ikilem daha çok kendini göstermektedir.

Zihinsel engelli öğrencilerin;
- Hafif zihinsel engelliler özel eğitim sınıflarına ya da kaynaştırmaya,
- Orta ya da ağır zihinsel engelliler; orta-ağır zihinsel engelliler özel eğitim sınıfları ya da özel eğitim okullarına
- Otizm tanısı bulunan öğrenciler engellerinin yoğunluğuna göre, kaynaştırma, özel eğitim sınıflarına ya da özel eğitim okullarına yönlendirmesi yapılır.
Özel eğitim okulları pahalı bir hizmet olmasının yanı sıra yalıtılmış bir ortam olması nedeniyle de daha az ilerleme görülen önlem türüdür. Bu ülkemizde çok yaygın olmasına rağmen çağdaş ülkelerde hızla bu tür önlemlerden uzaklaşmaktadırlar. Bunun yanı sıra sadece aynı tür engellilerin bir arada olması, olumlu örnekleri görmemeleri nedeniyle hızlı gelişme gösterememektedirler. Oysa özel eğitim sınıfları normal bir okul içerisinde ayrı bir sınıf olmaları nedeniyle okulda var olan imkânlardan yararlanarak ayrı harcamalara gerek kalmamaktadır. Bulunduğu okulun doğalgaz, elektrik, su, müdür, müdür yardımcısı ve diğer personelden yararlanmaktadır. Ayrıca engelli öğrencilere yönelik ücretsiz taşımacılık hizmetinden bu çocuklar da yararlansalar da çok değişik yerlerde açılması nedeniyle evlerine yakın yerlerinden alınıp sınıflarına bırakıldıkları için maliyetler düşmektedir. Bunun yanı sıra öğrencilerin uzun süre servislerde yolculuk yapmak zorunluluğunu ortadan kaldırmaktadır.

Olayın mali boyutunun yanı sıra bu sınıfların oldukça önemli avantajları vardır.
- Normal öğrencilerle iç içe olmaları nedeniyle olumlu örnekleri görüp taklit ederler.
- Bazı etkinliklere diğer öğrencilerle birlikte katılırlar.
- Toplumsal uyum becerileri daha hızla gelişir.
- Diğer öğrenci ve velilerin engellileri tanımalarını ve benimsemelerini sağlar.
- Bu sınıf öğretmenleri diğer öğretmenlerle bilgi alışverişinde bulunurlar.
Daha başka olumlu örnekleri saymak mümkündür.
Bu nedenle velilerin bu konularda özel eğitim okulları değil özel eğitim sınıflarını tercih ederler. Bu bir sessiz çığlıktır aslında. Ancak ülkemizde özel eğitim sınıflarının bilinen bu gerçeklere rağmen yeterince arttırılamamaktadır. Bunun belli başlı nedenleri şu şekilde sıralıya biliriz.
- Bu sınıflar rehberlik ve araştırma merkezlerinin zaten yoğun olan iş yükünün daha da çoğalmasına neden olmaktadır. Çünkü okullarımızda bu tür sınıf uygulamalarının açılış ve takibinde okul idareleri bilgi ve özellikle ilgi sahibi değiller.
- Bakanlığımız öğretmen ihtiyacında özel eğitim okullarına sınıflardan daha çok öncelik vermektedir.
- Öğretmen ihtiyacının büyük bir kısmı ücretli öğretmenlerle karşılanmaktadır.
- Bu öğretmenlerin hizmet içi yoluyla yetiştirilmeleri önemli bir zorunluluk ve bu görev de iş yükü zaten çok yoğun olan rehberlik ve araştırma merkezleri ile yürütülmesi zorunluluğunun getirdiği yük.
- Bu sınıfların fiziki ve eğitim materyallerinin in donatımında yaşanan kaynak yoksunluğu gösterilebilir. Ancak gerek velilerin gerek bakanlığın üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi halinde özel eğitim sınıflarının şaha kalkması yoluyla bir devrimin gerçekleşeceğine inancımız sonsuzdur.

ÖZEL EĞİTİM DESTEK EĞİTİM SORUNLARINDA İSE: Türkiye de engellilere yönelik destek eğitim veren özel eğitim merkezlerinde yaşanan olumsuzluklardan dolayı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından destek eğitimi alan öğrencilerin damar okuma sistemi ( Kimlik doğrulama sistemi ) ile derse girip girmeyeceğini belirleyerek fazla para ödemelerinin önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Öte yandan da özel eğitim merkezleri de engellilerin eğitimi için yönetmenlikte yer almayan derse gelmeyen öğrenciye ders ücreti ödenmez maddesinin değiştirilmesini gerekçe olarak da öğrenciler gelse de gelmese de o ders için öğretmenlerin hazır bulunduğunu ve ücretlerini ödemek zorunda olduklarını hal böyle olunca da yolsuzlukların ortaya çıktığını gelmeyen öğrencileri geldi gibi göstermeye mecbur olduklarını kurumların başka türlü ayakta kalması imkansız hale geldiğini dile getirmek le beraber gelmeyen öğrencilere para ödemem demekle de olmuyor. Bu yolsuzluğun tek sorumlusu bakanlıktır ifadelerini Özel Eğitim Kurumları kendi açılarından dile getirmektedirler. Damar okuma sistemi ile birlikte MEB, öğrencinin devamsızlığını sistemden takip etme planı MEB yetkilileri sistemi kurmayan merkezlere ödeme yapmayacağını belirtmekle beraber kurum ve sektör zıtlaşması ön plana çıktığı görülmektedir. Bu uygulamada dow'n sendromu olan çocuklar ürktükleri zaman damar okutmayacağı konu hakkında bilgisi olanlarca bilinmektedir.. Buna münhasır Kurum yöneticileri ile veliler arasında geçen menfaati olumsuzluklar Milli Eğitim Bakanlığımızı ve dolayısıyla öğretmenlerimizin itibarını da zedelediği de görülmektedir. Uzun zamandan beri bu kurumların okullaştırılacağı dile getirilmekle beraber hiçbir teşebbüste bulunulmamıştır

HİÇ KİMSENİN NEFSİNE NE KENDİNİ NE AİLENİ NEDE EVLADINI TESLİM ET . ÇÜNKÜ İNSANLAR FITRATLARINA GÖRE YARATILRLAR.

Zincirleme sorunları bir başka açıdan da irdelediğimizde maalesef genellemede hatırı sayılır öğretmenimiz, bu konumda olan evlatlarımızla uğraşmak istememesi Eğitim Öğretimin Özel Eğitim Öğretimi sırtında kambur olarak görmesi. Rehberlik Araştırma Merkezlerinin RAM' nın okullarımız üzerindeki etkisini azaltmaktadır.
- Rehber öğretmenlerimizin ilk sicil amiri çalıştıkları okulun müdürleri olduğu için genellemede baskıya maruz kaldıkları bilinmektedir.
- Normal Eğitim Öğrenim gören bazı bireylerin velileri bazı öğretmenlerimiz in telkinlerine uyarak kaynaştırma öğrencisi olan çocuklarımızın velilerine sizin çocuklarınızın yüzünden öğretmenlerimiz bizim çocuklarımıza daha fazla zaman ayıramıyor diyerek baskı yaptığı da bilinmektedir
- Yine bazı öğretmenlerimiz kaynaştırma öğrencisi olan velilerin yüzlerine sizin çocuklarınız yüzünden öbür çocuklara haksızlık yapılmıyor mu diye tepki gösterildiği de bilinmektedir.
- Yine bazı öğretmenlerimiz liselerde sizin çocuklarınız okuyacağı okul burası değildir diye bilinçsiz olan velilere çocuklarını okuldan almaları için ikna yoluna gittikleri de bilinmektedir
- Çok rahat bir şekilde eğitimini alacak olan hafif düzeyde zihinsel geriliği olan evlatlarımız. Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği kapsamında genellemede kaynaştırma eğitimindeki aksaklıklardan doğan sebebiyetten dolayı sıkıntı yaşamaktadırlar.
- Bu olumsuzluklardan kurtulmanın hukuki zemini ise Yeni düzenlemeler ile Özel Eğitim Öğretimin Eğitim Öğretimden tamamen ayrılarak kendi bünyesi içerisinde hukuki zemininde bağımsız olarak hareket etmesi Özel Eğitimin daha ileri seviyelerde verimli olacağı kanaati taşınmaktadır.
- Bir başka açıdan da konuya baktığımızda Rehber öğretmeni olarak tahsillerini bitirerek göreve başlayacak olan Rehber öğretmenlerimizin ilk atamaları atandığı bölgedeki Rehberlik ve Araştırma Müdürlüklerinde zorunlu atanarak mesleki açıdan tecrübe kazandıktan sonra asıl atandıkları yerlerde görevlerine devam etmesi daha faydalı olacağı da muhakkaktır.

Yukarıdaki izahatların kısa değerlendirilmesini yaptığımızda
- Eğitime hemen başlamak çok önemlidir. Özellikle beyin 0-3 yaşta çok hızlı bir gelişim göstermektedir. Zeka durağan değildir. Tek yumurta ikizlerinin farklı çevrelerde yetişmesi sonucu farklı zeka düzeyi gösterdiği ispatlanmıştır.Bu sebeple "7 çok geç" kampanyaları başlatılmıştır.
- Tıbbi uzmanlık kurulunun 23.06.2010.82 sayılı kararı gereği çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlık alanının eğitim süresince dört ayrı ratardasyon zorunluluğu vardır. Bu ratardasyonlar belirli bir süreyle birer ay olarak eğitim alınmaktadır
Deri ve Zührevi hastalıkları
Çocuk cerrahisi
Kadın hastalıkları ve doğum

Çocuk ergen ve ruh hastalıkları.

Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlık alanının eğitim süresince alınan bir aylık Çocuk ergen ve ruh hastalıkları eğitimi alan hekimlerimiz için sizlerce yeterlimidir?

- Dow' n Sendromu veya başka bir gurupta olan bireylerin anne ve babalarının vefatından sonra bireylerin anne ve babalarından kalan mirası devlet eliyle çalıştırılarak miras sahiplerine verilerek yaşamlarını idame ettirme noktasında sürdürmeleri için bir kuruluş olmadığı da görülmektedir.

- Balthazard : Özürlülük ölçütü sınıflandırılması ve özürlülere verilecek Sağlık kurulu raporları için birden fazla hastalığı veya özrü bulunanların, özür durumuna göre genel vücut fonksiyon kayıp oranlarının hesaplanması için adlandırılan puanlama sisteminde sıkıntılar olduğu sahada çok sık dile getirilmektedir.

HUKUKİ YÖNDEN: Hak arama süreci içinde İkinci en büyük engel ise : Bireylerin hukukunu ararken 4483 sayılı yasa gereği ön inceleme sürecinde genellemede muhakkikler tarafından soruşturma kapsamında kendi iradeleri baskı altında tutularak na sebebiyetten doğan zaman , zaman hakkaniyetsiz taraflı tutumlar adaleti gasp ettiği bilinmektedir. hukuki bir olay olduğu halde akli selim düşüncede hukuksuzluğun temel taşı olarak zihinlere kazınmış bir uygulama olduğu da bilinmektedir..Bu konuda da bazı düzenlemeler yapılarak bireylerin kamuda idari davalarda hukukunu ararken önünde engel olmaktan çıkarılması, ön inceleme safhasında yapılan idari soruşturmaların düz müfettişler aracılıyla değil direk bakanlık müfettişleri aracılığı ile bakan adına yapması. Cumhuriyet savcılıklarına da intikal eden şikayet dosyalarının ön inceleme safhasında dosyanın Kaymakamlık makamlarına intikal ettirilerek Kaymakamlık makamının ön gördüğü muhakkikler tarafından yapılması değil soruşturmaların Cumhuriyet savcılığının ön gördüğü hukuki kimliğe sahip kişiler tarafından yapılması aklın ve mantığın ön gördüğü bir uygulama olduğu kanat'i taşınmakla beraber daha sağlıklı düzenlemeler için kamu oyu oluşturulmasının faydalı olacağı muhakkaktır.

Bir başka mağduriyet konusu da bir bireyde birkaç tane engellilik durumu olabilmektedir. Birey mevzuata göre resmi olarak mağduriyetlerini kaldırma konusunda engellilik sayısına göre ayrı, ayrı kurumlara dilekçe vermek durumunda kalmakta dolayısiyle bir kaç maduriyeti olan birey sahada zaman kaybına uğramakta Engelli Sağlık Kurulu Raporlarındada sıkıntılar yaşanmaktadır. Konuyu değerlendirdiğimizde tek muhatap olarak iş ve işlemlerin yapılması hem vatandaşı mağduriyeti konusun da rahatlatacak aynı zamanda da devletimizin harcamalar konusundaki yükü daha hafiflemiş olacağı kanaati de taşınmaktadır. - Konuya temel noktadan baktığımızda Engellileri ilgilendiren çalışmalarda bakanlıklar arasındaki koordinasyon ( yani iletişim eksikliği sahaya olumsuz olarak yansıdığı bilinmekle beraber Yönetmenlikler ve Yasal Engellilik konusunda olumlu gözükse de sahadaki uygulamada eksik ve yeterli uzman personel olmadığından dolayı denetimden kaynaklanan eksiklikler görülmektedir.

ENGELLİ İSTİHDAMI : Ülkemizde engellilerin istihdamı 4857 sayılı İş Yasası'na göre düzenlenmektedir. 4857 sayılı İş Yasası, İŞKUR' u engellilerin istihdamından yetkili ve sorumlu kılmıştır. 4857 sayılı İş Yasası'nın 30. Maddesi 50 ve üzeri işçi çalıştıran işyerlerine en az çalışanların yüzde 3'ü oranında engelli birey çalıştırma yükümlülüğü getirmektedir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre kurum ve kuruluşların en az çalışanlarının yüzde 4'ü oranında engelli memur çalıştırma yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesinin takip ve denetiminden ise Devlet Personel Başkanlığı yetkili ve sorumludur.

Madde 101 - Bu Kanunun 30 uncu maddesindeki hükümlere aykırı olarak özürlü ve eski hükümlü çalıştırmayan işveren veya işveren vekiline çalıştırmadığı her özürlü ve eski hükümlü ve çalıştırmadığı her ay için bin yedi yüz Türk Lirası idari para cezası verilir. Kamu kuruluşları da bu para cezasından hiçbir şekilde muaf tutulamaz.

(Değişik yedinci fıkra: 11/10/2011-KHK-665/28 md.) Bu maddeye aykırılık hallerinde 101 inci madde uyarınca tahsil edilecek cezalar, özürlülerin ve eski hükümlülerin kendi işini kurmaları, özürlünün iş bulmasını sağlayacak destek teknolojileri, özürlünün işe yerleştirilmesi, işe ve işyerine uyumunun sağlanması ve bu gibi projelerde kullanılır.

- Tahsil edilen cezaların kullanımına ilişkin hususlar, Türkiye İş Kurumunun koordinatörlüğünde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü ile İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü, en çok işçi ve işvereni temsil eden üst kuruluşların ve en çok özürlüyü temsil eden üst kuruluşun birer temsilcisinden oluşan komisyon tarafından karara bağlanır.

- Komisyonun çalışma usul ve esasları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.

- Eski hükümlü çalıştırılmasında, kanunlardaki kamu güvenliği ile ilgili hizmetlere ilişkin özel hükümler saklıdır.

4857 sayılı iş yasasının 30 uncu ve 101'inci maddeleri birbirlerini tamamlaması yerine iş veren ve işveren vekillerinin devlet kurumları dahil olmak şartı ile istedikleri taktirde özürlü istihdamı sağlayacağı yerde hükmü olan cezayı ödeyerek % 4 ve % 3 istihdam yükümlülüklerinden yasa gereği "Bir parantez açalım" yani engelli evlatlarımız için Ocak 2015 tarihi itibarıyla kamu kurum ve kuruluşlarında engelli çalıştırma yükümlülüğü kapsamında kabul edilen toplam 2.016.722'dir. Bu kurum kuruluşlarca engellilere tahsis edilmesi gereken kadro sayısı 60.730 olup, bu kadroların 36.242'si dolu ve 24.488'i boş bulunduğu ön görüldüğü halde iş veren veya işveren vekillerinin devlet kurumları dahil 101'inci madde gereği cezayı ödeyerek evlatlarımızın çalışma haklarından mahrum edildiği aleni bir şekilde görülmektedir.

( Bu cezai müeyyidelerin parasal olarak daha üst seviyelere çıkarılması caydırırlık niteliği taşıması muhakkaktır.

Konuyu irdelediğimizde konu hakkındaki iş ve işlemlerin tek elde toplanarak bölge takip sistemi ile yürütülmesinin daha verimli olacağı gözükmektedir. Onun için diyoruz ki Engelli bakanlığının önemi çok büyüktür.

Engelli Araştırma Enstitüsü Ana Bilim Daları olan

-Zihinsel Ana Bilim Dalı
-İşitme Engelliler Ana Bilim Dalı
-Görme Engelliler Ana Bilim Dalı
-Ortopedik Engelliler Anabilim Dalı

Coğrafi bölgelerimize de tüm Engelli gurupları ilgilendiren Enstitüsü statüsünde özgü hastaneler tanzim edilerek Engelliler araştırma Enstitüsü nün genel çerçevede misyonu olan engellilere hizmet ve eğitim konusunda daha etkili eğitim ve hizmet sunmak konu hakkında aile bireylerini daha güçlü bilinçlendirmek mevcut durumun ıslahı gelecek nesillerin engelli olma durumunun muhakkak ki daha bir ivedi bir şekilde aşağıya çekilmesindeki rolü büyük olacaktır.

Ülkemizde tüm engelli gurupları ilgilendiren bağımsız Enstitüsü statüsünde bölgesel hastanelerimiz yoktur Ülkemizde sadece Bursa ili Osmangazi ilçesinde Dr. Ayten BOZKAYA Spastik çocuk Hastanesi bulunmaktadır. Sizlerce yeterlimidir.

Aile bireylerinden birinin engellik durumu engelli bireyin yalnız kendisini değil. tüm aile bireylerini de etkilemektedir. Çünkü engelli bir çocuğa bakım vermek aileye çok büyük özveri ve yük getirmekte bilhassa anne ve babalar bu durumdan çok etkilenmektedir. Bu nedenle engelli çocuğa sahip ailelerin yaşamış olduğu depresyon aile bireylerinin verimli çalışamama ekonomik ve yaşam alanında etkilemektedir. Dolayısıyla engelli birey ve ailelerin kendilerine dönük ekonomik kaybı da gayri milli hasılada geriye dönüşünde ülkemizi ekonomiksel olarak etkilemekle beraber içine kapanık mutsuz bir toplum oluşmaktadır. Sonuç olarak bu gibi olumsuz gidişatın önlenmesi için konu hakkında mevcut düzenlemelerin daha ileri seviyelere çekilerek yaşanan bu olumsuzlukların daha azalacağı muhakkaktır.Demek ki top yekun hepimizi ilgilendiren bir oluşum olarak görülmektedir.

Ülkemizde engellilere karşı yaşamın her alanında yaşanan olumsuzlukların sıhhatli bir şekilde mücadele edilmesinin temel noktasındaki kanaati ise Engellilerin anayasal hak ve kazanımlarının tek elde toplanarak koordine edilmesi resmiyettin temsili noktasında mecliste engellilerinde kendilerini ifade edebileceği bir bakanlığın olmasının daha faydalı olacağına münhasır hayatlarımızın olumsuz geçen süreçlerden arınabilmesi, her ne kadar engellileri ilgilendiren bakanlıklar arasındaki çalışmaların da koordinasyon ( iletişim eksikliğinden ) doğan boşlukların olumsuz olarak sahaya yansımasını önlemek için ENGELLİLER BAKANLIĞININ kurulmasının daha faydalı olacağı kanaati taşınmaktadır gereğini bilgilerinize arz ederim.

Recep Kamil YELYUTAN

Not : Bu yazışma 16 sayfa gerekçeleri ile birlikte dizi pusulasında ıslak 8525 adet dilekçeden ( Belge ) ibarettir.

2.KISIM

DİLEKÇE ÖRNEKLERİ

BU TEZİ KABUL EDİYORSAN DİLEKÇENİ YAZ. ve Başbakanlığa i mail yoluyla veya dilekçe yolu ile gönder. İsteyen T.B.M.M sinede gönderebilir.

Adres : Vekaletler cad. Başbakanlık Merkez bina PK -06 573 Kızılay /Ankara.

Tel: +90 ( 312 ) 422 10 00

İnternet adresi : www.bimer.gov.tr

Adres : TBMM Atatürk bulvarı No: 153 06543 Bakanlıklar Ankara.

Tel : +90312 420 50 50 ( Santral )

İnternet sitesi : www başkanlik.tbmm.gov.tr.

BİRİNCİ DERECEDE AKRABA EVLİLİĞİNE KARŞI İSEN DİLEKÇENİ YAZ. ve Başbakanlığa i mail yoluyla posta ile gönder.

TC
BAŞBAKANLIĞINA
/ / 2015
Konu :Engelli bakanlığının Kurulması Hk.
 
Türkiye deki engelli bireyleri ve engelli ailelerini doğrudan ilgilendiren ailelerin sayısına bakıldığında mevcut durumumuzdaki aksaklıkların giderilmesi ve haklarımızın daha sıhhatli yürütülmesi Engellilerin anayasal hak ve kazanımlarının tek elde toplanarak koordine edilmesi resmiyettin temsili noktasında mecliste engellilerinde kendilerini ifade edebileceği Engelli Bakanlığının kurulmasının ve birinci derecede akraba evliliklerinin kanunen yasaklanmasının daha faydalı olacağı kanaati taşımaktayım. Gereğini bilgilerinize arz ederim.      




Adi soyadi
Imza

Adres:
Tel :

AKRABA EVLİLİĞİNE KARŞI DEĞİLSEN DİLEKÇENİ YAZ. ve Başbakanlığa i mail yoluyla veya posta ile gönder.

TC
BAŞBAKANLIĞINA

/ / 2015
Konu : Engelli bakanlığının Kurulması Hk.
 
Türkiye deki engelli bireyleri ve engelli ailelerini doğrudan ilgilendiren ailelerin sayısına bakıldığında mevcut durumumuzdaki aksaklıkların giderilmesi ve haklarımızın daha sıhhatli yürütülmesi için Engelli Bakanlığının kurulmasının daha faydalı olacağı kanaati taşımaktayım. Gereğini bilgilerinize arz ederim.
     




Adi Soyadi
imza


Adres:
Tel :

ALMAN YA DA - VEYA YABANCI ÜLKELERDE YAŞAYAN SOYDAŞLARIMIZ VE YABANCI EŞLERİ BU TEZİ KABUL EDİYORSAN DİLEKÇENİ YAZ. ve Başbakanlığa i mail yoluyla veya posta ile gönder.

TC
BAŞBAKANLIĞINA

/ / 2015
An d.Ministerium der Republik Türkei
 

Die der Menschen mit Behinderungen und die der Angehörigen sind nicht zu unterschatzen. Ein Ministerium für die Angelegenheiten der Menschen mit Behinderungen ist notwendig. Um die Probleme zu mindern und die Rechte der Menschem mit Behinderungen zu verteidigen.Daher möchte dafür Pladieren,solch ein Ministerium ins Leben zu rufen.
     




Name


Anschrift:
Telefon:

TC
BAŞBAKANLIĞINA

/ / 2015
 
 
The establishment of the Ministry deling whit the disabled people I would like tu bringyour noticeabout the usefulnees of the Ministry establishment dealing whit disabled people to overcome the problems in the actual situation and actively execute the rights taking into consideration of the numbers of disabled individuals and families
     




Name


Addres :
Telefone :

3.KISIM

HAK ARAMA

Hak arama: en medeni, en demokratik bir insan hakkı olmasına rağmen, temel de yatan asıl sorun İnsanlarda hak arama refleksinin gelişmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Oysa kişinin iç dünyasına bakarsak her insanın kendisini koruma iç güdüsü ile de donatılmış olduğunu görürüz. Yaşam devam eden zaman süreci içinde sorunlar yumağı halinde devam etmekte ve de devam edecektir. Nasıl her şeyin bir zıt anlamı var ise sorunluluğunda sorunsuzluğu var olup yaşamış olduğumuz sorunlu hayat içinde genellemede maalesef bireylerin en doğal olan hakkını aramadığı için sorunların çözümü gecikmektedir. Yaşamın her alanında bireylerin hak arama sürecindeki eylemlerin önündeki en büyük engel ise temiz ahlak sahiplerinin oluşumu için düşünür bir nesil değil körü körüne itaat eden nesil yetiştirmemizdir. Oysa kişi yaşamın her mezrasında gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara baş vurmak suretiyle haklarının korunmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir. ( Bu eylem bir şikayet değil kişinin hakkını aramasıdır.) Hukuki güvenceye bağlanmış bir hakkın ihlal edilmemesi esastır.

Peygamberimizin vefatından kısa bir süre önce Miladi 632 yılında Mekkede veda hutbesi olarak bilinen konuşmayı yapmıştır. ( Cenab-ı hak her hak sahibinin hakkını vermiştir ) Avrupada ilan edilen ilk insan hakları metni 1215 tarihli Magna Cartadır.Veda hutbesi ile arasında 583 yıl bulunmaktadır.Bu belge ile İngilterede Papa 3. üncü İnnocent Kral John ve baronlar arasında yetki paylaşımı yapmış bu arada sıradan insanlarada cüzi bazı haklar tanınmıştır. Birleşmiş Milletler beyannemesi ise 1948 tarihlidir veda hutbesinden 1316 yıl sonra kabul edilmiştir. Hak ve hüriyetler konusunda 30 maddeden oluşan insan hakları beyannemesini Türkiye 6 Nisan 1949 tarihinde kabul etmiştir.

İslam literatüründe cesarete şecaat denmektedir. Şecaat sahibi olan bir insanın tanımlanması dini ve dünyevi hukuku için canının son damlasına kadar mücadele eden hatta canını feda eden anlamını taşımakla beraber hukuksuzluğu elle düzeltme anlamını da taşımaktadır. İnsan diğer varlıklar gibi değildir. İnsandaki program lama kodu iyiyi kötüden ayırt edip, iyi olanı yapma kötü olandan kaçma özelliklerine sahiptir. Ama kişi Yaradan tarafından kendilerine verilen aklı kullanmaz ise aklını kullanan ark niyetli kişilerin istifade alanına girer. Bu seçme ( irade ) özelliğinden dolayı da hak etiği karşılığı görür. Halk dilinde ise karşılığı kendim ettim kendim buldum anlamını taşır. Akli selim insan ise kendini ve kısmi de karşısındakini bilir bilmekle kalmaz bildiğini biliyor olmanın ayırımcılığına erişir işte bu şuur lu ve bilinçli olmaktır. Şuurlu ve bilinçli olmanın da meziyeti ise önce kişinin kendi kendisini okuyarak aklınla nefsini muhakeme edip kendini donatıp meselelere tarafsız bakmasıdır. Ne gördüyse o. Her insanın cesaretten anladığı şey farklıdır.Cesaret temelde her ne kadar genlerimizden, vicdanımızdan gellen bir oluşum olsa dahi cesaretsizliğimizin bir yanıda yeterince bilgi sahibi olmamamızdan kaynaklanmaktadır. Oysa cesaretin akıcı bir şekilde sürdürülmesi hakikatte bigi ve gayrettir. Sonuç olarak da başarıya ulaşır. Sakın kendini küçümseme o olgu kişide pısırıklığın alametidir. Yeterki öğrenmeye istekli ol gerisi gelir. Akıllı ve cesur olmanında yolu ise kişinin kendini donatmasıdır.

Zeka ile Akılı aynı kefeye koyarak telaffuz edilmesi yanlış bilgidir. Zekilik insanın doğuştan olan kabiliyetin, algılama seviyesinin yüksek olmasıdır . Tıp dilinde kişinin IQ olarak adlandırılmaktadır.Akıl ise kişinin yaşamı boyunca aklın geliştiği ortamlardan eğitimsel bilgileri görerek okuyarak kendini donatmasıdır. Hayvanî ruha ait her şey ölümle söner. Ama senin kandilin sönse de komşundaki devam eder. Çünkü her insanın kandili ancak kendi evini aydınlatır. Onun için ne diyoruz OKU yerde yazılı bir kağıt görüpte okumasan dahi kaldır bir kenara koy. Kağıdın oluşumu olan oduna hürmet etmiyorsan üstündeki yazının mürekkebine ve emeğine hürmet et. Hayatında haz duyacağın ilk şey nedir diye sana sorulduğunda hiç düşünmeden cevabın; her an bir şeyler öğrenmek olsun de. İşte o zaman müreffeh toplum oluruz

Yunan batı aklında İnsan aktif Allah ise pasif konumunda tasavvur edilmiştir. Mutlak fail makamıdır. Bu tür akli düşünce ise kişiyi bir tür Tanrılık iddiası getirmektedir. Yunan - Batı aklının temelinde yatan tasavvur Latince formüle edilişi. " Homo , homini deus" insan insanın Tanrısıdır. ( İnsanlaştırılan Tanrılar - ile Tanrılaştırılan insanlar. Allah'ın doksandokuz ismi cellalesinden biride El- Hak'dır. Allah Teala şöyle buyurmuştur; Allah haktır. Allah'tan başka taptıkları batıldır. ( Hac.S. 62 ) Niçin bunu kaleme aldık : Kişilerin aklını kullanarak kula kulluk etmemesi için ikaz anlamındadır.

Günümüzde fiili icraat ta fikren olgunlaşmamış kişilerin hak etmiş oldukları haklarını adalet ( Hukuk ) terazisinden ayrılarak bireysel olarak kişisel çıkarları için akli reşitliklerini bir başkasına ipotek ettirenler aklını kullananların istifade alanın girip kula kulluk ettikleri günümüzü de çirkin bir şekilde görülmektedir hem de bir hayli fazla. Bu tür davranışlarda bulunanlar akıl kaymasından dolayı sıhhatli bir şekilde hukuklarını arayamazlar. Fikren müreffeh bir hayatta idame ettiremedikleri gibi hüriyetlerinide kaybederler. (Ancak kendi kendini yönetebilen insanlar hürdür ) Çünkü akli meleke bilinç ve şuur sıfatlarını kaybetmişlerdir. Edrafındaki cisimleri, olayları, davranışları, anlayan, sezen , kavrayıp görenler olduğu gibi bunu çok az görenlerde vardır. İnsanın aklını kulanarak veya kullanmayarak yapmış olduğu bu davranışları kişinin basiretine bağlıdır. Özürlerini sayıp döksede Adem oğlu temelde kendi kendine şahittir. Kulluk İslam inancına göre yalnız Allaha dır. ( Mutlak akıl bu şekilde düşünerek ve o istikamette hareket etmektir.

Birde Her zaman aklınla nefsini muhakeme edeceksin iyi bakarsan görürsün. Biraz itina, azıcık dikkat, pek zorluğu yok. Sırasız taburesiz okul Bedava mürebbiye ve defter. Akılın dimağa râpt etiği kalem kendini geliştirecek ve donatacaksın. Çünkü en büyük ilim kişinin kendi özüdür.

Bir başka ifade ile insan beyni et sinir ve kandan oluşmuş somut bir olgudur zihin kişiye özeldir, gizlidir, içseldir. Kişinin hayal gücünü kullanması Analitik düşünmesi eylemlerinin kaynağıdır soyuttur. Akıl ise karar veren iyiyi kötüden ayırarak muhakeme edip süzen organdır. Ayrıca beyin sadece kendi düzenini değil bedenin tüm organlarının düzeninden ve kordinasyonundan da sorumludur. bir başka boyuttan akla bakarsak akıl sadece beyin değil vucudumuzdakı uzuvların toplam akkıllarından oluşmaktadır. ( Emredici uygulayıcı) yani insan oğlu henüz aklının mahiyetini anlamış değildir. Sana ruhtan sorarlar ; Deki Ruh Rabbimin emrindendir. (Yaratanımın eseridir) size ( Ruha ait ) ilimden az birşey vermişlerdir. ( İsra süresi 85 Ayet.) Normal insanın beyni 1300-1400 gramdır aynı gramdaki iki insanın arasındaki farkı ortaya koyan değerler ise şüphesiz akıldır ve bu olgu bireylerde kişiliğe dönüşür.Yaradan en büyük nimet olarak bizlere aklı bahşetmiştir. Dünyada yaptığımız pozitif veya negatif tüm eylemler ilahi huzurda akıldan sorulacaktır.

Beynimiz negatifliği kabul etmez. Çünkü bilinç altı aklımızda her şey pozitiftir. Kötüye yormak vesvese yapmak insanın derdi yokken bile hasta eder. Bilinçle ilgili bir süreç olan belliğimizin bir tarafı kırılgan bir tarafı dirençlidir. ( İrade-i cüziye Allahın kuluna verdiği mahdut bir selahiyet ve tercih hakkıdır. Ehemmiyeti çok elzemdir. Zira insan, iradesini hayra sarf ederse Allah hayrı , şerre sarf ederse şerri yaratır. ) ön yargıda hafızayı çarptırır. Bu itibarla insan, dünyadaki itibarınıda itibarsısızlığınıda Cenneti de Cehennemi de bu irade ile kazanır. Şu kadarki kul kasip yani isteyip çalışan hak ettiğinin karşılığını alan Allah ise Halik yani yaratandır. Onun için olaylara iyi bakarak mesnetsiz ( Dayanağı olmayan ) söylemlere göre hareket etmek değil her alanda yüzeysel dar açı düşüncesini bir kenara atarak konuyu derinlemesine temelden ilmi ve soğuk kanlı bir şekilde geniş açıdan enine boyuna düşünerek usluna göre hareket etmemiz gerekmektedir.

Şu da bilinmesi gereken bir husustur : Ruh bedenin her hangi bir yerine izafe edildiği zaman özel bir isim alır. Göze izafe edildiği zaman ( basar.) Kalbe izafe edildiği zaman ( akıl. ) Bedenin tamamına izafe edildiği zaman ( ruh ) adını alır. Seni nasıl Allah yaratmışsa sana mağduriyet yaşatanıda Allah yaratmıştır. Her iki tarafta kuldur. ( Hakkımızı ararken bizlere mağduriyet yaşatanlarında haklarına saygı göstermemiz gerekir. ( Hata ne ile sabitse o ) Allah vicdansız - sevgisiz akıl istememektedir. Aklın kaynağı da kalptir. ( Ruhun müsade etmediği yerde de aklın hükmü yoktur. )

Bilgi çağındayız Ailelerin iletişimi çok önemlidir. Birinci derecede önem arz eder. Örgütler yükümlülükleri ve sınırları toplum tarafından belirlenen sosyal girişimdir. Örgüt kültüründe izlenecek yol ; neyi yapmak gerektiğinin haricinde neyi istemek gerektiği ivmesinden de hareketle meseleleri irdelemek ve işleme koymaktır. Örgütlerin yükümlülükleri de aynı zamanda sosyal sorumluluk kapsamına girer. Yasal + Etik + Gönüllü sorumluluk. Gönüllü sorumluluk da yaşam standardının yükselmesine katkıdır. Daha açık bir anlatılmada örgütler sahip oldukları gücü sahip oldukları toplumdan alırlar. Bu toplumların başarıya ulaşmasının kuralı ise bilinçli toplum olmaktır. . Bilinçli toplum olmanın kuralı ise Kişinin ne , neden, niçin sorularının istikametinden hareketle negatif veya yeterli olmayan söylemlere kulak tıkayıp toplanıp konuyu mütehaza + mütala + müzakere ( daha derin kapsamlı düşünerek + okuduğunu anlayarak inceleyip tetkik ederek + konu ile fikir alışverişinde bulunarak ) çıkan sonuçları uç noktada ortak akkılla değerlendirip diğer bireylere iletişimle bilgi akışını sağlayarak birbirlerini tamamlamalarıdır. ( Çoklu akıl )

Mevcut dağınıklık zihniyeti bozuk olarak nitelendirilen insanların ilgi alanıdır.Dini,imanı,milliyeti olmaz Nefsi emmare-dir. ( Kendi menfaati için ilahi hak hukuk terazisinden ayrrılarak Kötülüğü, şerri, şiddeti, yalanı, dolanı, fitneyi, riyayı olumsuz olan aklınıza ne gelirse fikren empoze etme noktasında her kılığa girerek çeşitli söylemler ve yöntemlerle mazlum insanların haklarını ipotek altına alma gayreti için çapa sarfeden nefistir. Beynin kırılgan tarafında oluşan olgudur. Fırsat vermeyin zaten bu beşerlerin işi budur buradan beslenirler. Kene gibidirler yapıştın mı karşısındakinin kanını emerler Temelde bilgin ve insani ilişkilerde belli birikimin yoksa pek anyamazsın. Sözlerine hallerine hemen aldanıp peşin hüküm vermeyin. Her kılıkta her makam ve mevkide görebilirsin bunların bir kısmının fıtratlarında da sebebi ilahi vardır. uhrevidir. Mücadele etmekte esastır. Kader değip geçme bak ne diyor sırrın sahibi biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık ( isra suresi 13 )

Hiç kimse bildiğini saklamasın çekinmeden fiili olarak sahaya indirsin mücadelemiz daha kolaylaşır. Bizi ancak bizler anlarız birde yüreğinde merhameti olanlar kişiyi ahlaki davranışta tutarsızlıktan kurtaran hem de dışarıdan bir kontrol olmadan ahlaklı davranan vicdan sahipleri anlar. Gerisi anlarsa eh işt. Mevcut engelli birey sayısı 9832 dokuz milyon sekiz yüz otuz iki bin Anasını, Babasını, birde kardeşini saysan Türkiye'nin yarısı hukukuna sahip çık. Her türlü yaptırıma sahipsin bu sorunun cevabı da sende. Paylaştığın senindir biriktirdiğin değil TOPLAN Fikirlerin izahatı medeni cesarettir. ENGELLİLERİN sorunlularının ağır aksak yürümesinin önündeki en büyük engel yetersiz denetim, temelde örtüşmeyen tutarsız eksik politikalar amacını aşarak faaliyet gösteren engelli dernekleri ve konu hakkında bireylerin yeterince bilgi sahibi olmamasıdır .

2006 senesinden günümüze kadar ilk etapta tekerrürlü dilekçe adli -idari soruşturma - Cumhurbaşkanlık Makamı Başbakanlık Makamı - Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu - Milli Eğitim Bakanı isme hitaben ayrı dönemlerde iki kere - Sağlık Bakanlığı - Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı - Milli, Eğitim Bakanlığı Rehberlik Araştırma Genel Müdürlüğü. - ÖSYM - YÖK - 1. Salihli Ağır ceza mahkemesi Kaynaştırma ve ön inceleme ile ilgili 12 adet idari mahkeme 8 ini aldım konusu itibari ile Türk iyenin ilk mahkeme kararlarıdır. Dokuz binin üzerinde tekerrürlü belge yazışmaların doğrultusunda 1 sahifeden başlamak üzere dilekçe ve belgeler dahil 318 sahifeye kadar taşınan 40 dava. Tarafımca talebim üzerine kaynaştırma ilgili Milli Eğitim Bakanlığımızın Yapmış olduğu soruşturma. İkinci etapta Engelli Bakanlığının kurulması ve okullarımızda kaynaştırma çalışmalarının daha iyi seviyelere gelmesi için Başbakanlık Makamına kapsamlı bir adet dilekçe 41 inci dava. Üçüncü etapta 8525 adet ıslak imza ile Engelli Bakanlığının kurulması ve birinci derecede akraba evliliklerinin kısıtlanması ve sıkı tedbir alınması için 2013-3 aralıkta engelliler gününde Başbakanlık İletişim Merkezine elden teslim edilmek üzere Anadolu ajansı gözetiminde 42 inci dava Konu hakkında bir kere Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı Müdürlüğünle bir kere Milli, Eğitim Bakanlığı Rehberlik Araştırma Genel Müdürlüğünle. iki kere Meclisimizde vekillerimizle şifahi konu hakkında görüşme ve Milli Eğitim Bakanlığı İzmir Ödemiş Rehberlik Araştırma Müdürlüğünde üç dönem Aile birliği başkanlığı yapmış ve günümüze kadar çok rahatlıkla söyleyebileceğim on bin kişinin üzerinde sahada tarafımca bireylerle birebir gerek konu hakkında bilgilendirme yaparak gerekse konu hakkında bilgi alışverişine muhatap olmuş birisi olarak tecrübelerim ve kanaatim şu doğrultudadır. Fikrimi beyan ediyorum.

Engellilerin haklarının daha sıhhatli bir şekilde yürütülmesi için Engelli Bakanlığının kurularak bu doğrultu da yeniden yapılanmak sureti ile resmiyetin temsili noktasında Meclisimizde bizlerinde temsil eden bir bakanlığın olması gerekmektedir. Gerisi zaman kaybıdır. 43 üncü yazışmayı Aziz Milletimle paylaşıyorum. Bu ihtiyaçtan doğan arz ve talep meselesidir.

Dilekçe örnekleri yukarıdadır.
Allah husisi hatalarla bütün topluluğu cezalandırmaz. Ancak güçleri yettiği halde zulme ve kötülüğe mani olmazlarsa hepsini birden cezalandırır. ( Müslim iman 70-80 )

İyi bilinizki Allah katında canlıların en şerlisi aklını kullanmayan gerçek sağır ve dilsizlerdir. ( Enfal 22 ) Görülmesi gerekeni kavrayamamak.İnsanlardan bir şeyi beklemek fakirliğin beklememek ise zenginliğin ta kendisidir. Haksızlığı önünde eğilen hakıyla beraber şerefinide kaybeder.
Kamu bilinci
Tarafımca bizzat yaşanarak yapılan bu çalışmaları Aziz milletima ve İnsanlığa vakfı ediyorum .

ANAYASAMIZDA hak arama ile ilgili olarak T.C Anayasası' nın 74 maddesinde vatandaşların kendileri veya kamu ili ilgili dilek ve şikayetlerini yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisi' ne yazı ile baş vurma hakkına sahiptir.

ŞÖYLE Kİ : VII.Dilekçe, bilgi edindirme ve kamu denetçisine başvurma hakkı ( Değişik : 3.10.2001 - 4709 / 26 md. ) Vatandaşlar ve karşılılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye' de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile baş vurma hakkına sahiptir.

( Değişik : 3.10.2001 - 4709 / 26 md.) Kendileriyle ilgili baş vuruların sonucu,gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirirler.

( Değişik Fıkra : 7.5.2010 5982 / 8 ) Herkes, bilgi edindirme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

( Ek Fıkra :7.5.2010 5982 / 8 ) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişi ile şikayetlerini inceler.

Devletimiz vatandaşların hak ve hukuk armalarına verdiği önemi vurgulamak için ayrıca dolayı 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun çıkarmıştır. Vatandaşların haklarını aramaları bağlamında yine daha pek çok genelge ve emir bulunmaktadır.

10 Kasım 1984 Tarihli Resmi Gazete Sayı : 18571

4.KISIM

DİLEKÇE HAKKININ KULLANILMASINA DAİR KANUN

Amaç : Madde 1 - Bu kanunun amacı , Türk vatandaşlarının kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında , Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile baş vurma haklarının kullanılma biçimini düzenlemektedir.

Kapsam : Madde 2 - Bu kanunun, Türk vatandaşlarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi ile idari makamlara yapılan dilek ve şikayetler hakkındaki başvuruları kapsar .

Dilekçe Hakkı : Madde - 3 Türk vatandaşları kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, Türkiye büyük millet meclisine ve yetkili makamlara yazı ile baş vurma hakkına sahiptir.

Dilekçede bulunması zorunlu şartlar : Madde 4 - Türk vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verdikleri veya gönderdikleri dilekçelerde, dilekçe sahibinin adı soy adı - ve imzası ile iş veya ikametgah adresinin bulunması gerekir.

Gönderilen Makamda Hata : Madde 5 - Dilekçe konusuyla ilgili olmayan bir idari makama verilmesi durumunda, bu makam tarafından yetkili idari makamlara gönderilir ve ayrıca dilekçe sahibine de bilgi verilir.

İncelenmeyecek Dilekçeler : Madde 6 - Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerden :

a) Belli bir konuyu ihtiva etmeyenler

b) Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olanlar

c) 4.üncü maddede gösterilen şartlardan herhangi birini taşımayanlar incelenmezler.

Dilekçenin incelenmesi ve Sonucunun Bildirilmesi : Madde 7 - Türk vatandaşlarının kendilere ve kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri konusunda yetkili makamlara yaptıkları baş vuruların sonucu veya yapılmakta olan işlemin safahattı hakkında dilekçe sahiplerine en geç iki ay içinde cevap verir. İşlem safahatının duyurulması halinde alınan sonuç ayrıca bildirilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisine Yapılan Başvuruların incelenmesi : Madde 8 - Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen dilekçelerin , dilekçe komisyonun da incelenmesi ve karara bağlanması esas ve usulleri Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğünde gösterilir.

Kaldıran Hüküm : Madde 9 - 26 Aralık 1962 tarih ve 140 sayılı Türk Vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine Dilekçe ile baş vurmaları ve Dilekçelerin incelenmesi ile Karara Bağlanmasının Düzenlenmesine Daüir Kanunun Yürürlükten kaldırılmıştır.

Geçici Madde 1 - ( 3071 sayılı Kanunun kendi numarasız geçici maddesi olup teselsül için numaralandırılmıştır.)

Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğünde gerekli değişiklikler yapılıncaya kadar 140 sayılı Türk Vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine Dilekçe ile Başvurmaları ve Dilekçelerin incelenmesi ile Karara Bağlanmasının Düzenlenmesine Dair Kanunun Dilekçe Komisyonunun çalışma esas ve usullerine ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

Yürürlük : Madde 10 - Bu Kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme : Madde 11 - Bu Kanun hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ile Bakanlar Kurulu yürütür.

5.KISIM

DİNİ YÖNDEN YASAK OLAN EVLİLİKLER.

Nisa suresi - 23 Ayet

" Size şunları nikahlamak haram kılındı ; Anneleriniz, kızlarınız,kız kardeşleriniz,halalarınız,teyzeleriniz,erkek ve kız kardeşleriniz kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz ve karılarınızın anneleri ve kendileri ile zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan olan ve evlerinizde bulunan üvey kızlarınız.Eğer üvey kızlarınızın anneleri ile zifafa girmrmişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur.Sülbünüzden gelen ( öz ) oğullarınızın hanımları ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikahlamanız da haramdır.

DİP NOT :

Kitabımız olan Kuranı kerimde dinen yasak olan evlilikler ayetle sabit iken Peygamberimiz kızı Fatime'yi amcasının oğlu Hazreti Ali ile nikahlamıştır.Kendiside halasının kızı zeynep bindi yi nikahı altına alşmıştır diyerek bunun yanında ahzap suresi 50. ayetini referens göstererek peygamberimizin sunnetidir söylemiyle konuya açıklık getirmeden yanlış ifadelerle akraba evlilikleri cayizdir söyleminde bulunarak müslümanları harama ve günaha sevk edenlere ayriyeten resmi din adamı sıfatında olduğu dolayısıyla ayetleri bildiği halde yasaklanmış evliliklere nikah kıyanlara atıftır.

OYSA Peygamberimiz kızı Fatıma'yı Amcasının oğlu Hz. Ali ile nikahlamıştır doğrudur lakin Peygamberimizin kızı olan Fatime ile Hazreti Ali Hicri 2. Miladi 624. senesinin sefer ( Ağustos ) ayında nikahı kıyılmıştır.

Nisa Suresi 23. ayet ise hicretin 3. yılı Miladi 625 senesinde yapılan Uhut savaşına müteakip başlayarak hicri 8. inci seneye kadar uzanan zaman dilimi içinde bölüm bölüm nazil olmuştur bir başka ifade ile Nisa suresi - 23' üncü ayet'i Fatime ve Hazreti Ali' nin evliliğinden sonra nazil olmuştur.

Akraba evliliği Yakup ( a.s ) şeriatında vardır.

Ya'kup ( a.s ) önce dayısı Lleban'in büyük kızı Leyla ile ve ondan sonra da küçük kızı Rahil ile evlenmiştir. Leyla'dan Rabil - Şemûn - Lâvi -Yehûda - İsâhar ve Zeban adındaki oğulları ile Dinâr isimli kızları doğmuştur. Rahil'den ise Yusuf - Bünyamin adıl oğuları doğmuştur. Yakup ( a.s ) ın diğer iki cariyesinden olan Belheden Dân - Neftâle - Zülfâ adlı cariyesinden de Câd ve Aşir adlı oğulları doğmuştur. On iki erkek ve bir kız evlada sahiptir. Şüphesizki Allan çok bağışlayan çok merhamet edendir. Nisa 23. üncü ayetin nazil olmasından müteakip günümüze kadar ve gelecektede bu türlü nikah düşmeyen evlilikler Müslümanlara yasak ve haramdır.

Zeynep binti Calış Peygamberimizin halasının kızıydı.

DİPNOT

Ahzap suresi 37. ayeti. Peygamberimiz' le (s.a.v) Cahş'ın kızı Zeynep'in evliliği hakında olup şöyle buyuruyor.

Zeyd bin Harise azat edilmiş bir köle olup, Peygamberi^miz ( s.a.v ) onu kendisine evlet edinmiş ve halasının kızı Zeynep bindi Cahş'la evlendirmiştir. Zeyd'le Zeynep'in evliliklerinin üzerinden bir süre geçtikten sonra Peygamberimi'zin ( s.a.v ) huzuruna gelerek,Zeynep'ten boşanma konusunda meşveret etti ve uygun görürse boşanmak istediğini söyledi. Peygamberimiz (s.a.v ) ona engel oldu ama Zeyd sonunda karısını boşadı. Onun boşamasından sonra Peygamberimiz Zeyneple evlendi evlilikleri zeynep bindinin vefatıyla sekiz ay sürdü

Ahzap suresi 37 Ayet

Hani sen Allah'ın kendisine nimet verdiği, seninde ( azat etmek sureti ile ) iyilikte bulunduğun kimseye Eşini nikahında tut ( onu boşama ) ve Allah' tan sakın diyordun. İçinde Allah'ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktı. Zeyt eşinden yana istediğini getirince ( eşini boşayınca ) onu seninle evlendirdik'ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onlar boşandıklarında) evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü' minlere bir zorluk olmasın. Allah'ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.

AÇIKLAMA

Cahiliye döneminde evlatlık diye alınan ve kendi evlatları olmayan erkek çocuklara "Dea' ve tebenni denirdi. Bu araplara özgü bir adet değil aynı zamanda Fars ve Rum ülkelerinde bir çocuk evlatlık olarak alındığı zaman onlara kendi çocuklarının ahkamı uygulanırdı.Bir kimse kendi üvey annesiyle evlendiği halde azatlısı olan bir kölesinin vefatından veya boşanmasından sonra eşiyle evlenemezdi. Bunu caiz görmüyorlardı bu cahiliyet adeti bu ilahi emir ile ortadan kaldırılmış oldu. Zıhâr uygulaması cahiliye Araplarının eşlerine, "sen bana anamın sırtı gibisin" diyerek onları bir çeşit boşama şekli olup kadını ne evli ne de boşanmış duruma sokan bir uygulama olup kadına bir çeşit zulmetme vasıtası idi. Ahzab Suresi: 4. Ayeti ve Mücadele Suresi : 2-3-4. Ayetlerde bu konu ile ilgili hükümler mevcuttur.

Allah Azhap suresinin 4 ve 5 inci ayetlerinde evlatlığın kendi çocuğu gibi görülmesini reddetmiştir.

Ahzab suresi 4. ayet : Allah bir adama göğsünde iki kalp kılmadı ( yaratmadı ) Zihar yaptığınız sen bane benim annemin sırtı gibisin diyerek boşanmak istediğiniz ) zevcelerinizi sizin anneleriniz kılmadı ve evlatlıklarınızı sizin oğullarınız kılmadı işte bunlar sizin ağızınızdaki sözlerdir.Ve Allah hakkı söyler.Ve O ( kendine ulaştırılan yola hidayet eder.

Azab suresi5. ayet : Onları ( evlatlıklarınızı ) babalarına nispet ederek çağırınız.Allah katında o daha doğrudur.eğer babalarını bilmiyorsanız. onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. hata ile yaptığınız bir işte size hiç bir günah. Fakat kasten yaptığınız şeylerde ( günah ) vardır.Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir.

Mücadele süresi 2 ayet : İçinizde (sizden ) kadınlarına sırt çevirenler ( arkalarını dönenler ) ki onlar ( eşleri ) kendilerinin anneleri değildir. Onların anneleri, sadece onları doğurandır.Ve muhakkak ki onlar, onlar gerçekten inkar edici ( çikin ) ve günaha sokan ( ağır ) bir söz söylüyorlar.Muhakkak ki Allah ; mutlaka af eden ve mağfiret edendir.

Mücadele süresi 3 ayet: Onlarki kadınlarına sırt çevirip , sonra söyledikleri şeylerden geri dönerler o taktirde temas etmeden önce bir köleyi azat etsin ( serbest bıraksın ) işte size bu vaazı ediliyor. ( yapmanız gereken öğüt veriliyor )ve Allah yaptıklarınızdan haberdar olandır.

Mücadele süresi 4 ayet : Artık kim ( azat edecek köle ve cariye ) bulamazsa , o taktirde ( eşlerine ) temas etmeden önce iki ay devamlı ( ard arda ) oruç tutsun .Fakat kimin (oruca ) gücü yetmezse o zaman atnış miskini ( çalışmaktan aciz ,yaşlı kimseyi ) doyursun. işte bu ,Allah'a ve onun Resû;üne imân ettiğiniz içindir.Ve bu Allahın hudududur. ve kafirler için elim azap vardır.

Azhap süresi 50.ayet: Ey o Peygamber Biz bilhassa sana şunları helel kıldık ; Mehirlerini vermiş olduğun eşlerini Allahın sana ihsan buyurduklarından sahip olduğun cariyeleri, amcalarının kızlarından halalarının kızlarından dayılarının kızlarından , teyzelerinin kızlarından seninle bereber hicret etmiş olanları, birde mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse ,peygamber nikah etmek istediği taktirde, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helâl kıldık. Onlara eşleri ve cariyeleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz.Bunlar sana hiç bir darlık olmaması içindir. Allah, çok bağışlayıcıdır,çok merhamet ediçidir.

AÇIKLAMA :

Peygamberimizle beraber hicret etmiş olan yakın akrabalarını başka müminlere değil de sadece peygamberimize mahsus olmak üzere helâl kılındığını ayet söylemektedir. Peygamberimize mahsus bu ayrıcalığı bir başka kişinin peygamberimizin sünnetidir diyerek kendine hak görmesi yanlıştır. ayeti inkara girer büyük günahtır.

Sonuç olarak mümin olanlara şunların nikahı haram kılınmıştır

1 . Anneleriniz,kendi annelerinizin,babanızın ve annanenizin anneleri ve onların annaneleri, nineleriniz. Atalarınızın hanımlarını nikah etmek haram olunca

2. Kızlarınız gerek kendi çocuklarınız olan kızlar gerek oğullarınız veya kızlarınızın kızları olan torunlarınız torunların gerekse torunları kızlar.

3. Kız kardeşlerinizin gerek anne baba bir, gerek baba bir gerek anne bir bütün kız kardeşleriniz.

4.Babalarınızın dedelerinizin kız kardeşleri olan bütün halalarınız

5. Annelerinizin, ninelerinizin kız kardeşleri olan bütün teyzeleriniz.

6. Kardeşlerinizin kızları , çocukları yani yeğenleriniz.

7. Kız kardeşinizin kızları yani yeğenleriniz.

Nikah düşmeyen yakın akrabadır.

Sizi emzirenlere anne emenlerin kardeş olamasından dolayı ;Sizi emzirmiş olan süt anneleriniz ve nineleriniz ve süt kız kardeşleriniz süt babalarınız süt halar süt teyzeler. Hazreti Peygamber ( s.a.v )Nesebden haram olanların hebsi süt emmedende haram olur buyurmuştur.

Nesp ile yedi ,süt emmedende yedi olmak üzere ondört kadının nikahı düşmez.

Evlenme ile akrabalıkta haram olanlar.

Nikahınızın altında bulunan hanımlarınızın anneleri ( Kaynanalarınız )
Nikahınız altında bulunan hanımlarınızından olma himayeniz altında bulunan üvey kızlarınız.
Sülbünüzden veye dolaylı olarak gelen oğullarınızın eşleri olan gelinleriniz
İki kız kardeşle bir arada evlenmek HARAMDIR.

Evliliklerde yedi göbeğe kadar inmek eftaldir.